internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2015 Pazartesi

2014'te Geride Kaldığımız Dijital Mega Trendler


Herkes 2015'te bizleri nelerin beklediğini, neleri konuşacağımızı listelerken, ben 2014'te teknolojinin yaşayışımızı nasıl değiştirdiğini analiz etmek istedim, sonuçta da Türkiye için olumsuz bir liste çıktı o yüzden yıl başı heyecanının geçmesini bekledim yayınlamak için.

İnternet global ama İnternet'in getirdiği tüm değişimleri İnternet erişimi olan herkes aynı anda, aynı şekilde yaşayacak diye bir kural yok.

Zaten "Digital Divide" (Dijital Uçurum) denilen teori, teknolojiye erişimde avantajı olan toplumlarım diğerlerine göre her zaman daha ileride olacaklarını ve hatta farkı açacaklarını söylüyor. Yani Amerika'da Avrupa'da yaşanan değişimleri çok kolay takip edebiliyoruz ama Türkiye topraklarında yaşanan kültür değişimi oralara göre çok geri kalıyor.

İşte bu Dijital Uçurumun alt tarafında kalan bir toplumun üyesi olarak ben, uçurumun üstünde 2015'te neler olacağıyla ilgili yararsız öngörüler yapmaya çalışmaktansa, bizim 2014'te uçurumun alt tarafında nelerden uzak kaldığımızı listelemeye çalıştım.

Tüm toplumun yaşayışını, yani kültürü değiştiren gelişmelere mega trendler diyoruz. "Değişim yavaş yavaş yaşanır, sonra birden bire". İşte birden bire değişen şey aslında toplumun "kültürünü" değiştirecek kadar çok kişinin o değişimi yaşamış olması, yani kritik kütleye ulaşılmış olmasıdır. Gelişmiş ülkelerde kritik kütleye ulaşarak kültürü etkileyen, bizim Türkiye'de sadece seyirci kaldığımız gelişmelerden benim dikkatimi çekenler şunlardı:

1- Paylaşım ekonomisi

Ev paylaşımı için AirBnB, araba kiralama için Uber, araba paylaşımı için Lyft, evcil hayvan bakımı için Dogvacay ve insanların kendi evlerindeki küçük ev aletlerini paylaşmalarına imkan veren sitelerden, birlikte yatırım yapmalarını sağlayan Kickstarter gibi sitelere kadar bir sürü alanda insanların yaşamlarını değiştiren paylaşım ekonomisi, 2014'te kültürü de değiştirdi. New York'taki taksilerin aylık cirolarının ciddi olarak düştüğü açıklandı ve taksi lisans bedellerinin 1 milyon doların altına indiği haberi geldi. Yasal çerçevesi belirsiz olduğu için sıkıntı yaşayan Uber, ABD başkenti Washington DC'deki politikacıların başlıca ulaşım aracı oldu. Bu arada bir yatırımcı "paylaşım ekonomisi aslında kiralama ekonomisi" dedi ve bence de çok mantıklı.

2- Sesli arama

İngilizcede oldukça iyi çalışan Google sesli arama özelliği, Amerika'da hem gençler hem yetişkinler arasında çok popüler (%50 günlük kullanım oranıyla) ve kültürel olarak ana akıma girdiğinin bir göstergesi olarak: birisi "OK" dediği zaman, sesli aramayı aktive etmek için kullanılan cümle olan "OK, Google" diye tamamlanması şeklinde şakalar yapılıyor ve herkes şakayı anlayıp gülüyor. SEO çalışmalarından mobil geliştirmelere kadar oldukça önemli bir kültürel değişiklik bu.

3- Dijital TV

Amerika ve İngiltere'de televizyon denilen şey artık "dijital". Dijital film/dizi kiralama sistemi Netflix'in toplam üye sayısının 60 milyonu geçtiği ve tek başına Amerika'daki İnternet trafiğinin %35'ini oluşturduğu tahmin ediliyor. Kiralık ev ilanlarında "evde Netflix vardır" yazması önemli bir seçim kriteri haline gelmiş. YouTube üzerinden milyonlarca film izlenmesi konusu bile televizyonun ve sinemanın geleceği hakkında ipuçları veriyor.

4-Şirketler için: Data

"Kızının hamile olduğunu babasından önce bilen süpermarket" gibi havalı ama "münferit" örnekler dışında derinlemesine örnekleri şu an bu yazı için bulamasam da, kültürel olarak İngiltere ve Amerika'da verinin en önemli kaynak olarak görüldüğünü söyleyebiliyorum. Zaten Big Data değil, genel olarak veriye verilen önemle ilgili bir kültürel değişim var. Veri artık sadece bir çıktı olarak değil, daha baştan bir girdi olarak konumlanıp ona göre sistemler geliştirilmesinin norm olduğu bir döneme girilmiş. Gelişmiş ülkelerdeki biriyle konuşurken, data toplanması konusunda Türklere göre ne kadar daha detaylı düşündüklerini hemen anlayabiliyorsunuz.

5-Pazarlamacılar için: Micro-Video ve Gif

Vine, İnstagram video ve Tumblr gibi aşırı popüler siteler sayesinde, 15-30 saniye arasındaki videolar artık ana akıma girmiş. Beyaz Saray'ın resmi sitesinde "2014 yılının en iyi 10 Gif'i" şeklinde bir yazının yayınlanabiliyor olması bile kültürel değişimi gösteriyor. Mikro-videolar genelde telefonla çekiliyor ve prodüksiyon kalitesiyle dikkat çekmekten ziyade içerikleri sayesinde popüler oluyor.

Bu mega trendlerin dışında Big Data, Nesnelerin İnterneti, Robotlar, ve Giyilebilir Teknolojiler konusunda da Türkiye'nin çok ötesinde gelişmeler var, ancak açıkçası onların henüz günlük hayatı etkileyip, kültürün bir parçası olduklarını söylemek için bence erken.

Herkese mutlu yıllar :)

2 Kasım 2012 Cuma

Online Pazarlamacının Görevi

Tüm İşletme disiplinleri, bir tek temel denge üzerine kuruludur: arz ve talep. Pazarlama, ekonomi, operasyon, lojistik, strateji, hep bu iki kavram üzerinden tanımlanabilir. Bütün mesele, arz ve talebi eşleştirebilmektir.


Pazarlama; tüm janjanlı tanımlara rağmen temelde, talebin büyütülmesinden ve talebin arza yönlendirilmesinden sorumludur.

Talep büyütmek çok zor bir iştir. "Marka yönetimi" olarak geçer. Uzun vadeli bir iştir. Televizyon reklamları, billboardlar, dergi reklamları genelde bu iş için kullanılır. Marka yönetimini anlatmak benim haddime düşmez. Zaten pazarlama ile ilgili kitapların, yazıların çoğu bununla ilgili olduğu için, bol bol kaynak bulabilirsiniz.

Talebin arza yönlendirilmesi ise, basit bir iştir çünkü çok daha sistematiktir. Elinizdeki ürünü zaten belirli bir talep olduğunu düşünerek üretmiş olduğunuza göre, o talebin karşısına çıkarmanın yolunu da doğal olarak düşünmüş olursunuz. Talep büyütmek gibi uzun vadeli değil, tam tersine anlık bir iştir. Mağaza içi pazarlama, sampling, hatta fiyatlandırma bu mantıkla kullanılır.

Bizim Online Pazarlama ile yaptığımız da genelde talebin arza yönlendirilmesidir. "Performans bazlı pazarlama" da denir.

Geleneksel düşünceye göre pazarlama ihtiyacı nasıl ortaya çıkmıştır;
İşten eve dönerken, bakkalın yanından geçerken "acaba bir şey lazım mıydı?" diye düşünülür, "aa, deterjan bitmişti" diye hatırlanır ve bakkalda durulup alınırdı. Eğer sürekli gittiğiniz bakkalsa, deterjanların nerede olduğunu bildiğiniz için doğrudan o rafa giderdiniz, veya küçük bir bakkalsa bakkal amcadan "deterjan" isterdiniz. Bilmediğiniz bir yerse, bakkal amcaya deterjanların nerede olduğunu sorardınız. Pazarlamacının görevi burada başlardı: rafa gittiği zaman, tüketicinin seçtiği marka olmak. Veya, daha da üst seviyesi, bakkal amcadan istenen deterjan markası olmak (o yüzden televizyon reklamlarında ısrarla isteyiniz derler). Satış ve pazarlamayı tanımlamak için kullanılan şu cümle, geleneksel pazarlamayı çok iyi anlatıyor bence: "satışçının görevi ürünü rafa götürmektir, pazarlamacının görevi de o rafa konan ürünü sattırmaktır."

İnternet, bu geleneksel ortamı bozdu. Raflar yerini web sitelerine bıraktı. (Örneğin temizlik ürünleri satan bitir.com'daki deterjan rafı) Artık rafların fiziksel kısıtlamalarından kurtulup, tüm ürünleri göz seviyesinde sunabiliyoruz. Milyonlarca ürün, sadece tıklayarak ekranlarımıza geliyor. Ama sorun şu ki, arabayla eve dönerken bizim dükkanımızı görüp içeri girmiyor insanlar. Çok farklı bir müşteri deneyimi var. Kimse mailini kontrol edecekken, "dur bir de biraz alışveriş yapmak için şu siteye uğriyim" demiyor. Rafın karşısına geçince hangi ürünü alsam diye düşünmesi için, önce o insanı o rafa getirmek gerekiyor. Artık bu da yeni nesil pazarlamacılar olarak bizim görevimiz.

İnternet siteleri, arzı İnternet üzerinde yaptıkları için, herşeyden önce, İnternet üzerindeki talebi yakalamaya çalışmak zorundalar. Talep sahiplerinin ulaşamadıkları bir site, o piyasada ayakta kalamaz. Bence bunu en iyi anlatan cümle: "Google'da bulunamıyorsanız, yoksunuz!"

Yani, Online Pazarlama bir Pazarlama alt-disiplinidir ama artık Satışa çok daha yakındır. Online pazarlamacının görevi, raftaki ürüne trafik çekmek, ve sonra da o ürünü sattırmaktır."

16 Mayıs 2012 Çarşamba

"İnternet" Büyük Harfle Yazılır

Dil bilgisi konusuna takıntılıyım. İnsanlar neden ısrarla yeni kurallar uyduruyor bilmiyorum. Zorunlu eğitimin 8 yıl olduğu, herkesin yıllarca ÖSS'ye hazırlandığı ve İnternet'te yazıp çizen neredeyse herkesin üniversite mezunu olduğu bir ortamda neden hala dahi anlamındaki de'nin ayrı yazılmadığını bilmiyorum. Bütün yanlışları düzeltebilecek durumum da yok ama İnternet konusunda hassasım.

"İnternet", bir özel isimdir. İngilizcede "the Internet" denir, yani Dünya'da bir tane İnternet vardır. Daha doğrusu, teknik bir terim olarak birbirine bağlı bilgisayarların oluşturdukları ağların her birine "internet" denir, ama zaman içinde bütün bilgisayarların istedikleri zaman bağlanabilecekleri açık bir ağ olarak, "internetlerin interneti" (the Internet of internets) denilen İnternet ortaya çıktı.

Dünya'nın neresinde olursanız olun, bir İnternet bağlantısı bulup, tarayıcıya "interneyt.blogspot.com" yazdığınızda bu siteye gelirsiniz, ve benim tek bir sunucuya yüklediğim bu yazıya ulaşabilirsiniz çünkü İnternet'tesiniz ve İnternet global bir ağ. (Zaten İnternet ikonu arattığınızda, karşınıza hep Dünya şeklinde ikonlar gelir.)

Ek bilgi: Büyük "i" harfi İngilizcede "I" şeklinde, üzerinde nokta olmadan yazılır ama Türkçede "İ" şeklinde yani üzerinde nokta olacak şekilde yazılır. "İstanbul" yazarken Türkçede noktalı, İngilizcede noktasız büyük i kullanılır; İnternet yazarken de aynı şekilde olmalıdır.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Facebook'u neden sevmiyorum?

Facebook'u sevmeme sebebim, temelde Apple'ı sevmeme sebebimle aynı: ikisinin de İnternet'e ve İnternet kullanıcılarına saygı duymadıklarını düşünüyorum!

Ben İnternet'i seviyorum; herkese açık ve her yerden erişilebilen dev bir bilgisayar ağı olmasını seviyorum, yani aslında standartlarını seviyorum. "İnternet" derken aslında tek bir yapıdan bahsedildiği için özel isim olduğunu ve büyük harfle yazılması gerektiğini savunuyorum. Ama Facebook her zaman öyle düşünmüyor...

Web'in mucidi olan Tim Berners Lee'nin başkanlık ettiği, saygın W3C (World Wide Web Consortium) tarafından kuralları belirlenen bir sayfalar ve dökümanlar ağı var İnternet'te ve Facebook bu ağdan beslendiği halde standartların bazılarına uymayıp kendi isteklerini dikta ediyor. Örneğin bir sayfanın başlığı "title" ve sayfanın içeriğinin kısa açıklaması da "description" standart etiketleriyle yapılırken, Facebook bunları beğenmiyor ve web sitesi yöneticilerinden işine geldiği şekilde farklı kodlar kullanmalarını istiyor.

Bütün bilgilerin Facebook içinde kilitli kapılar ardında durmasını istiyor ama bir kere içeri girdikten sonra o bilgilerin mümkün olduğu kadar ortalıkta olmasını istiyor ki daha çok içeriğe ve reklama sahip olabilsin. Bunu yaparken de kişisel bilgilerin sahipliği ve mahremiyeti hakkında kullanıcıların iyiliğini düşünerek hareket edemiyor.

Peki bu davranışlar kullanıcıların değil de reklamverenlerin haklarını mı koruyor? Hayır! Reklamverenler de kendi oluşturdukları Facebook üzerindeki sayfalara reklam vermeye yönlendiriliyor ve sonunda bu oluşan sayfa içeriklerine yine Facebook sahip oluyor, reklamveren ise neredeyse hiçbir bilgiyi oradan çekip kendi veritabanlarına ekleyemiyor. Üstüne üstlük bir de sık sık değişen Facebook politikaları ve sistem işleyişiyle boğuşuyor. Adeta parasıyla rezil oluyor reklamverenler Facebook'ta.

Bence Facebook en iyi günlerini yaşıyor ve bir iki yıl içinde sönüp gidecek; biz de sitelerimizde zaten iğreti duran o "beğen" düğmelerini ve Facebook etiketlerini kaldırıp işimize bakmaya devam edeceğiz.

Ayrıca bakınız:

2 Mart 2010 Salı

Microsoft'un İnternet adacığı

Avrupa Birliği'nin kararı sonrasında İnternet Explorer'ı Microsoft işletim sistemlerinin içine gömmek suretiyle bilgisayarlarda yüklü tek tarayıcı olarak piyasaya süremeyeceğine karar verilen Microsoft, şimdi en sevmediği bir şeyi yapmak zorunda: insanlara seçenekler vermek.

Her yıl milyonlarca bilgisayarda Microsoft'un işletim sistemleri yüklü olarak geliyor olabilir ama insanlar bilgisayar edinmiş olmak için değil, bilgisayar kullanmak için, hatta temel olarak İnternet'e girmek için bilgisayar alıyorlar. Bu durumda  işletim sistemi kadar, İnternet tarayıcı da önemli bir yazılım olarak konumlanıyor. Şirketler ücretsiz tarayıcılar sunarak doğrudan bir gelir elde edemiyorlar ama bir şirketin felsefesini herkese benimsetmesi için çok önemli araçlar bence tarayıcılar.

İşte bu yüzden Firefox kendisinin pazar payını zorlamaya başladığı anda yıllar süren uykusundan uyandırılan İnternet Explorer'ın gelişmiş sürümlerinin çıkması hoşuma gidiyor. Ben kişisel tercih olarak uzun yıllardır Firefox ve (bir yıldır) Chrome kullanıyor olsam da, insanların İnternet Explorer kullanmayı tercih etmesini mantıklı bulabiliyorum. Ama kendi blogundaki görüşlerinden anlaşılan o ki, sadece yaptırımlar yüzünden insanlara seçenekler veren Microsoft hala sadece kendi tarayıcısının kullanılmasını istiyor. Ben de İnternet'in özgürlük ifade etmesi gerektiğini düşünen birisi olarak, daralıyorum Microsoft'un kurmaya çalıştığı İnternet adacığında.

Son zamanlarda en çok okunan yazılar: